Perşembe, Şubat 28, 2013

Muskari



Bu ara, sürekli bahar çiçekleri ile haşır-neşir olduğum için, epey de fotoğraflarını çekmişim.
Onlardan biri de Muskari. Arap sümbülü de diyorlar. 
Geçen sene, Yalova'dan, "hasan abinin" bahçesinden söküp, soğanları ile saklamıştım.
Kışa girerken toprağa diktim ve geçenlerde baktım, küçük mor çiçeklerini göstermeye başlamış. Tam açmadı, kokusu da yok, ama baharın habercisi olması ve "çocukluğumu hatırlatan bahar çiçeklerinden olması" yeter zaten benim için. 

Bu arada, ofisin yanında açmış sapsarı renkli, mis kokulu mimoza da, yanımda makinam olmadığı için, haftaya kaldı. 
Fotoğrafını çekip, mutlaka paylaşacağım sizinle o güzelliği de.

Güzel bir gün olsun herkes için.










Çarşamba, Şubat 27, 2013


Cam deyip geçme...






Cam;
Saydam, şeffaf, sade, doğal.
İçi-dışı bir.
Neyse o kadar.
Başkası değil.
Gizlisi yok.
Kırılınca tamiri zor.
Yapıştırdın mı, eskisi olması daha da zor.
Gururlu, kibiri yok.
Ne koyarsan koy içine.
Uzun süre saklar, ta ki sen çıkarıncaya kadar, korur emanetini.
Belkide bu yüzden hayranım ona.
Her gittiğim yerden, her girdiğim mutfak malzemesi satan dükkandan, önce-önce, ilk önce aldığım cam şişeler.
Kimi annemin tezgah altında yıllarca sakladığı boza şisesi, kimi de, yıllar önce alınmış bir zeytin yağ şisesi.
İçinde çiçek olan, bir marketin, "ne alırsan 2.-TL" rafında, gelmemi beklemiş!
-bence-, maharetli bir cam ustasının "sanat eseri".

Şeffaf, ışık içinde, cam gibi güzel bir gün olsun.















Salı, Şubat 26, 2013

Ev gibisi yok.




Bunlar geçen sene, annemin bahçeden söküp getirdiğim sümbül soğanlarının yeşermiş halleri...
Çok yakında, eminim çiçek açacaklar ve ben yine, yeniden "evimi dolduran mis gibi kokular içinde", sabah koşarak işime gidip, akşam yine koşarak evime döneceğim. 
"Koşmak" derken, kaçan zamanı yakalamaya çalışıyor "gibi" bir çaba içinde değilim. 
Hayatın kaçtığı da nereden çıkmış ayrıca?
Bir kare resimle bile "dondura-doldura" biliyorsan o saniyeni...dolu dolu yaşıyorsun demektir zaten.
Ya da bir yeşil dal, sana umut veriyorsa.
Kaçan da sensin, kovalayan da şu hayatta.

Güzel, güneşli bir salı günü, hepimiz için.






Pazartesi, Şubat 25, 2013

Ev yapımı köstebek pasta





Ev yapımı derken, her şeyi ile evde yapılanı kastediyorum. Hani, un karşımıydı, kremasıydı kutunun içinden çıkmayanlardan. 
Sıkışık zamanda, onları da kullanmışlığım vardır. 
Pratik olmaları hoşuma gidiyor ama vakit varsa, keyifle malzemeleri bir-bir eklemek daha iyi ve sağlıklı tabi ki.
Aslında, yapmaya başlarken, tamamen, "çikolatalı kek arası krema" hayali ile yola çıktım ancak, baktım, kek piştikten sonra, tam ufalanacak kıvamda, hemen ortasını oyarak, altına bir muz yerleştirdim, çıkan kek parçalarını da kum haline gelinceye kadar ufalayıp, kekin üzerine koyunca, ortaya bu görüntü çıktı. 
Tadı mı?
Şöyle söyleyeyim: 
Normal şartlarda, bizim evde, keklerin "tezgah üzeri, devr-i alem!! süresinin 6-8 gün arasında" olduğunu varsayarsak, bu kek için, ertesi güne kalmaması sebebi ile, "en hızlı tüketilen" kek ünvanını layık görebiliriz.

Sadece, bir daha ki sefere, içindeki kremayı "tam çikolatalı" yapacağım o ayrı bir başlık.

Sağlık, sıhhat ve mutlu bir hafta.

Perşembe, Şubat 21, 2013

Mantar Sote



Böyle tek başına getirip masanın ortasına koyarsan; önce, bir elinde çatal, diğerinde bıçak, masaya dirsek dayamış "okul dönüşü açlığındaki" çocuğun suratına dik dik bakar, sonra, peşinden, biraz ürkek, hafiften konuyu anlamış ve cevabı çok iyi bilen "eşin" soruyu sorar: "başka ne vardı yanında acaba, CANIM!?"
Kalıverirsin elinde bir tabak SOTE mantarla.
Tam olarak, "sotelenmiş bir akşam" yaratmak istemiyorsanız, yani evde, çoluk- çocuk, eş sizden, yemek çeşitleri anlamında, bir beklenti içinde ise, bu riske girmeyin. Yapın paşa paşa, çorbanızı, makarnanızı, yanında bir tavuk,  ha, birde sote mantar, tamamdır.
Yoksa, akşam yemeği için, dolapta ne kadar kahvaltılık varsa, masaya taşır, bu birbirinden alakasız, "kahvaltılı-sote mantar" menüsünün baş kahramanı olarak tarihe geçer, yetmedi dile düşersiniz.
Oturup kendi başınıza yiyebileceğiniz, tek başına bile harika bir protein kaynağı bu mantar, ancak, işin içine, diğer aile bireyleri dahil edilecekse, dikkatli bir "kombinasyon" gerektiriyor.
Siz, siz olunuz, lütfen, yanında bir pilav, bir tavuk veya et ile servis ediniz.
Tek başına, SOTE'ye yatmayınız. SOTE'lenirsiniz animallah.
Afiyetle.

Çarşamba, Şubat 20, 2013

İlk Cemre Havaya...


Hava soğuk, kapalı, dışarda yağmur ama içimde güneş var.
Sebebi, bahar geldi bugün.
İlk cemre havaya düştü ya, önce beni ısıttı sanırım.
İstediği kadar kar yağabilir, şimşek çakabilir bu saatten sonra.
Hoşgeldin cemre,
Hoşgeldin bahar...

Harika bir gün herkese.



Salı, Şubat 19, 2013

Çörek






Açma gibi ama, yağlı değil, kurabiye desen hiç değil. Biraz kıtır, mayalı, tuzlu bir şey işte.
Bence yağ ölçüsü az.
Maya ölçüsü fazla.
"Harika, nefis, muhteşem bir tat" kelimelerini yan yana getiremeyeceğim bu sefer, "özür dilerim sevgili çörek."
Ha, oldu mu? 
Oldu.
Yendi mi?
Yendi.
Bir daha yapar mıyım?
Hayır.
Tarif mi?
Boşver...

Harika bir gün, nefis bir sabah.

Herkese bol neşe.



Pazartesi, Şubat 18, 2013


Kamelya..





Bu çiçeğin ilk yapraklarından, bir de çay yapıldığını öğrendim ya...tamamdır. 
Beyaz çay olarak yurt dışında her yerde, bizde ise neredeyse hiç bir yerde bulamadığımız, şifa'nında ötesinde bir çay-mış-, beyaz çay.
Biraz araştırma yapıp, size de haber veririm ancak, şu güzelliği, çaysız idare edin bir süre.

Harika, güzel bir hafta dilerim.
Sevgiyle.



Salı, Şubat 12, 2013

Harika bir gün...


"Bahar'ı bekleyen kumrular" gibiyim.
Bir an önce, cemreler düşsün, hava ısınmaya, her yer  mis gibi ıhlamur, mimoza, iğde kokmaya başlasın.
Hep sağlık,
Hep mutluluk,
Hep huzur olsun.




Pazartesi, Şubat 11, 2013

Elmalı & Tarçınlı & Cevizli Kek




Nerede içinde elma geçen bir tarif bir okusam, acayip şekilde, heveslenip, hemen denemek istiyorum. 
Elma ve tarçını yüzlerce kez farklı farklı tariflerde ancak "aynı isimle" denemişliğim çoktur. Bu seferde farklı bir tat beklemedim ancak, ben işin biraz da "doku" kısmına takılıyorum galiba. O damağa değdiği anda ki yumuşak, kadife, kremsi doku.

Tarifi bir alman bloğunda okumuştum. O tarifte, içine kepekli un kullanmışlar. Ben normal un kullandım. Dileyen kepekle yapabilir.

Hadi, afiyetle, sağlıklı güzel bir hafta olsun.

Cumartesi, Şubat 09, 2013

Kumkat / Kumkuat




Bu sabah, balkonda geçen haftasonu evini-saksını-, "stüdyo'dan", "2 oda bir salona" çevirdiğim kumkatımın meyvelerini topladım. 
Topladım toplamasına ama, bir yandan da kıyamadım bu güzel küçük ağacı, meyvelerinden ayırmaya.
Toplamazsan seneye meyve vermez, çiçek açmazmış "emel, beni beğenmedi herhalde" der, küsermiş".
Bir taraftan yerken, diğer taraftan,"Sakın küsme, sen devam et meyvelerini vermeye" dedim. "Ellerine sağlık, toprağına bereket, harika olmuşlar" dedim.
Küçücük bir ağaçtan neredeyse bir kilo kumkat topladım, kızarmayanları, yeşil olanları bıraktım haftaya kadar kızarırlar nasılsa.
Mucize gibi bir meyve bu.
Kabuğu soyulmadan yenen, portakal, mandalina arası bir tadı var.
Hani derler ya..."küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk" diye. 
Bu içi vitamin dolu küçük bir "fıçı" gerçekten.

Güneşli, güzel bir gün hepimize.
Sevgiyle.




Cuma, Şubat 08, 2013


Başrolde Zeytin dalı


Mutlu, keyifli, harika bir haftasonu dilerim.















Perşembe, Şubat 07, 2013

Defne kokulu evim...





Bir kaç dal yeşil defne yaprağı, sıradan bir vazo.
Sevgi, Huzur ve Mutluluk içinde güzel bir gün.











Salı, Şubat 05, 2013

Çuha...


Haftasonu, hep gidilmesi gereken bir yerler, yapılması gereken başka öncelikler olduğu için ertelemek zorunda kaldığım, balkonum ve çiçeklerimi nihayet bu haftasonu bahara hazırladım.
Kurumuş, soğuktan donmuş, kasımpatıları söküp, yerine renk renk çuha çiçekleri diktim. Saksılardaki toprakları havalandırdım, kumkatı daha büyük bir saksıya aldım. 2 oda bir salon gibi gelmiştir ona. Geniş ve ferah hissetti anladım.
Delinen eldivenlerime ve tırnak içlerime dolan toprağa rağmen, keyifle, dert etmeden vakit geçirdim onlarla.
Nasıl bir huzur hissi.
Çiçeksiz bir balkon, ağaçsız bir bahçe düşünemiyorum ben. Belki de çocukluğumun kocaman, yemyeşil, bin çeşit çiçek içinde geçmesinden.
Belkide, her akşam, iş'ten yorgun gelmesine rağmen, hortumu takıp, bahçeyi sulayarak dinlenen -Melek-babamdan.
Meyve ağaçlarına, böcek dadanmasın diye, her bahar, gövdelerine kireç süren, sopa dikse yeşerten, annemden.
Yaz gecelerine kokusunu veren, akşam sefalarından.
Üzerindeki ağustos böceklerinin gürültüsüne inat, delici kokusu ile akşamı selamlayan İğde'den.
Bilmiyorum.
Çiçeksiz ev, sandalyesi olmayan masa, sürahisi olmayan bardak, ışığı yanmayan bir ev gibi benim için. 
Yarım!
Mevsimi ne olursa olsun, içinizi açacak, ruhunuzu tazelemeye yardımcı bir çiçeğiniz olsun gözünüzün önünde.
Baktıkça içinizi açan.
Açtıkça, yüzünüzü güldüren.

Renkli, sıhhatli, mutlu bir gün olsun.



Nar Ekşisi






Boşuna demedim "nar tanem, nur tanem" diye. 
Bu ara, evin her yerinden nar fışkırıyor. 
"Bereket" demek değil mi aynı zamanda? Varsın fışkırsın o halde.
Balkonda, dolapta, tabakta yarım kesilmiş vaziyette mutfak masasında.
Hal böyle olunca, Nar ekşisi yapmadan olmaz.
Ben, "Refika Birgül'ün" tarifini çok sevdim.  tarif için buraya bakın.
Hafif ekşimsi, biraz buruk, orta karar tatlı. 
İçinde hiç bir katkı, hiç bir ilave olmadan "pür nar".
Kahvaltıda bile, küçük bir tabağın içinde zeytinyağ -her zaman ki gibi üste çıkmış- ortasında, dibe oturmuş, bir tatlı kaşığı nar ekşisi. 
Bir parça ekmek. 
Bandıra, bandıra yenecek. 
Kural bu.
Afiyet ve şifa ile.


Pazartesi, Şubat 04, 2013

Çikolatalı Cheesecake



Aslında, haftasonu "Nar ekşisi" yapmıştım, onun fotoğraflarını ve "Refika Birgül'ün" tarifini -daha önce linkini vermiştim- paylaşacaktım ancak, son anda, "haftaya tatlı başlayalım, tatlı devam etsin" düşüncesi ile pazar öğleden sonra içtiğimiz çayın yanına yetiştirdiğim cheesecake tarifini paylaşmak istedim. 
O Muhteşem nar tadını, bir sonraki posta saklıyorum, şimdilik beklesin.
 
İlk cheesecake denememin üzerinden sanırım bir yıl geçti. Bir parça kırgınlığım vardı kendisine. Verilen tarife birebir uymama rağmen, kıvamı yakalayamamıştım, olmamıştı.
Altına taban olarak, tarifte yer aldığı gibi, büskividen bir taban yapmıştım ancak ne hikmetse, iç malzemesini katılaştıramamış, sıvı, akışkan bir krema elde etmiştim.  Fırına da atınca, her yerinden, krema fışkıran, dağınık, şekilsiz bir şey çıkmıştı ortaya. 

Bu sefer, tarifi değiştirdim. Aslında, tarifi kendime göre uyarladım. Sonuç olarak, ortaya, harika bir çikolata tadı ve nefis bir kek çıktı.
Alp, soğumasını beklemeden, çok sıcakken yediği için biraz "ıslak kek'e" benzetti. Mete, "çok hafif olmuş" dedi, bir dilim daha istedi.
Bakalım yarın ofis arkadaşlarım ne diyecek. Özellikle "Soner".
Çünkü, "özel istek" ondan geldi.
Mutlu, sağlıklı güzel bir hafta dilerim.